“Orada öylece duruyor. Gitmesini söylemiştim oysa ki. O beni dinlemez ki. Yine yapmak istediğini yapıyor. Öylece duruyor orada. Öylece bana bakıyor. Ona bakmasam da bunu anlayabiliyorum.”
“Parmaklarıyla oynuyor. Gerginken hep bunu yapar. Bana bakmıyor. Bir kez daha göz göze gelirsek o otobüsten ineceğini biliyor çünkü. Bunu kendine bile söyleyemediğinden eminim. Gitmeni istemiyorum. Gitme. Ne olur? Son kez bak bana. Kalk oturduğun yerden. Yanıma gel. Gidelim bu matem dolu yerden.Bir daha dönmemek üzere gidelim.
“Yapamam. Hiç bir şey olmamış gibi, hiç bir şey yaşamamış gibi yeniden başlayamam. Eğer yaparsam, sana dönersem bu anı tekrar yaşayacağız biliyorum. Tekrar biteceğiz.”
“Değişebiliriz. Değişirim. Önemli olan hissettiklerimiz değil mi? Aşk önlem alarak yaşanabilir mi? Bu mümkün mü? Olacaklara biz karar verelim, ihtimaller değil.”
“Daha önce yapmadık mı? Denemedik mi defalarca hissettiklerimize göre hareket etmeyi? Ne var elimizde kalan? Seviyoruz da ne değişiyor? Sevmemiş gibi yaşıyoruz.”
“Severken her şey değişiyor. Renkler, kokular, insanlar.. Ben. Ben değişiyorum. Mevsimler değişiyor. Ilık kışlar, serin yazlar buluyorum ben. İyi hissediyorum. Sevmemiş gibi yaşamadık biz, yanılıyorsun. Sen şimdi hiç sevmemiş gibi gidiyorsun.”
“Sevmemiş biri gidebilir mi? Gelmeyen biri gidemez ki.”
“Sana bir kitap almıştım hatırlıyor musun? Sevdiğim cümlelerin altını çizmiştim oku diye. Beni daha iyi anla diye. O kelimelerde bul beni, gitme kal diye.”
“Kenetlenmiş parmaklarımın arasında duruyor o kitap. Saman kağıdından, defalarca okunmuş o kitap. Sayfaların arasında sen varsın, defalarca yenildiğim adam var. Yine yenildim anla. Yoruldum artık ben.”
“Uzağımdayken dinlenebilecek misin?”
“Senden kaçıp sana sığınamam.”
“Sensiz ömür nasıl geçer?”
“Geçer. Başarırsın.”
“Gitme.”
“Yapamam.”
“Kal.”
“Git. Çık bu terminalden. Oturduğum yere bakmayı kes. Yalnız bırak beni. Bekleme burada. Üşüyeceksin.”
“Gideceğini duyduğumdan beri üşüyorum.”
“Neden hareket etmiyor bu lanet otobüs? Neden uzaklaşmıyoruz?”
“Ağlıyorsun.”
“Ağlamıyorum. Git hadi. Ben gidemiyorum bari sen git.”
“Otobüs homurdanıyor. İşte gidiyorsun. Yıldırımlar düşüyor olduğum yere.Bin parçaya ayrılıyorum.Sert rüzgarlar esiyor. Savruluyor ruhum. Son bir umutla bakıyorum olduğun yere. Gözlerini yakalıyorum gözlerimle. Son kez deniyorum kal demeyi. O sıra biraz daha hız kazanıyor otobüs. Gidiyor işte.Nefesimi tutuyorum. Gözlerimden akan tuzlu su yakıyor derimi. Gidişi kadar acıtmıyor ama. Birden duruyor otobüs. Omuzunda el çantası asılı, muavinden yardım alarak alıyor valizlerini. Bir yandan elindekilerle yürümeye çalışırken bir yandan kolunun altındaki kitabı düşürmemeye çabalıyor. Yanına gideyim istiyorum. Olmuyor. Korkuyorum vazgeçmesinden. Beni görüp, ürkmesinden. Yanıma gelmesini bekliyorum. Saatler sürüyor sanki. Sonunda varıyor yanıma. “Gelebilir miyim?” der gibi bakıyor. “Hoşgeldin.” der gibi gülümsüyorum. Hiç bir şey konuşmadan çıkıyoruz o terminalden. Dönmeyi düşünmeden, istemeden. Kırıklarımızı, gözyaşlarımızı orada bırakarak. Terminalin çıkışında hayallerimiz ve verdiğimiz sözler karşılıyor bizi. İşte o an nefes almayı başarabiliyorum.”
23.02.2012 (22:34)
Şuan farklı bir yerde olmayı dilerdim. Yok, kırgınlıklarımla, üzüntülerimle alakalı değil bütün bunlar. Sadece bitti. Bir şey bulamıyorum artık bu çevrede. Köreldiğimi hissetmeye başladım ve korkuyorum. Konuşacak veya yazacak bir şey kalmadı. Gücüm de yok hem.
Bilmiyorum, konserlere gitmeliyim belki de. Yeni bir kitap almalıyım. Ya da biraz daha fazla yürümeliyim.
Hayal gücümden başka bir şeyim yok benim. Güzel değilim, çok zeki ya da becerikli de değilim. Zihnimden başka bir şey yok ki elimde. Ona göre davranmalı, ona göre devam etmeliyim.
Çünkü ondan başka bir şeyim yok benim.
İnsanlar hep bildiklerinin zannedecekler, ama bilmeyecekler. Ben yine böyle durup gülümseyeceğim karşılarında. Defalarca gözyaşı dökeceğim belki. Ama bilmeyecekler. Aklımdan geçenleri, geçecekleri. Hep canımı yakacaklar, konuşacaklar. Küçümseyecekler. Ve ben yine gülümseyeceğim.
Acıyacaklar, hor görecekler. Ciddiye alamayacaklar belki. Hevesimi kıracaklar, umudumu. İğneleyecekler. İmalarda bulunacaklar. Ben susacağım. Ve yine böyle gülümseyeceğim.
Çoğu zaman ben de bilmeyeceğim. Ne istiyorum, ne hayal ediyorum, ne diliyorum? Hep insanların susmasını dileyeceğim. Tırnaklarımı yiyeceğim. Koparırcasına,kanatana kadar. Hıncımı alacağım ellerimden. Sussunlar diye. Biraz olsun uzaklaşsınlar diye. Ama yine de gülümseyeceğim.
Çok fazla ses olacak. Hem fısıltılar, hem inlemeler, hem de azarlar hissedeceğim kulak zarlarımda. Bir şehir manzarası dileyeceğim. Deniz kenarı belki. Onlar yine konuşacak. Gün batımını isteyeceğim. Onlar yine konuşacak. Ben hayaller kuracağım bıkmadan, usanmadan, acımadan kendime. Bu sefer de uyandıracaklar beni. Gerçek hayatın bulanıklığının tam ortasına atacaklar. Bense kulaklıklarımı takacağım. Ve.. Yine, yine gülümseyeceğim.
Onunla yıllar önce tanıştım. “Başta her şey çok güzeldi.” demek isterdim fakat olmadı. Hiç bir zaman olağan şeyler yaşamadık. Hiç bir şeye yön veremedik ve “bir zamanlar”ımız olmadı hiç bir zaman. O yaralandı, ben iyileştirdim. Ben yaralandım, o iyileştirdi. İkimiz de iyileştik, “biz” yaralandı.
Küçük bir evimiz vardı bizim. Rengi solmuş perdelerle kapalıydı pencereleri. Rutubet kokardı hep. Ama severdik orayı. Hep oraya sığınırdık. Ağır kokusunun altında uçsuz bucaksız bir duygu hissederdim. Bu aşk mıydı sevgi mi, güven mi? Hiç bir zaman bilemedim. Tek emin olduğum şey bize iyi geldiğiydi. Gündelik yorgunluklardan, duygusal yaralanmalardan, ruhi ihtiyaçlardan hep buraya kaçardık. O sigara içerdi, ben kapalı pencerenin ardından gelecek bir deniz sesi hayal ederdim. O denizin tuzlu kokusunu çekerdim içime. O anlatırdı, ben anlatırdım. O ağlardı, ben ağlardım.
Yaralı girerdik o eve, pansumanlı çıkardık. Ama yaralar hiç bir zaman iyileşmedi. Kanar durur ara sıra.
Her “hoşçakal”ımızın son olmasını dilerdik. Tekrar dönmemeyi isterdik. Ama başaramadık hiç bir zaman. Omuzlarımız düşmüş, kanayan yaralarımızı tuta tuta geri gelirdik birbirimize, o eve.
Ama bu sefer o gerçekten gitti. Anlamadım. Bekledim uzun süre. Mutlu gelmesini beklemedim zaten hiç. Ama çoktan yara almış olmalıydı. Ben defalarca yenilmiştim, defalarca gelmiştim. Ama kapılar kilitliydi. O bu sefer tamamen iyileşmiş miydi? Ama ben yaralıydım. İnsanlar canımı acıtmıştı. Ona ihtiyacım vardı. Ama yoktu. Yarası olmayınca o da yoktu. Nasıl unutabilmişti? Nasıl iyileşti o?
Ona hiç iyi gelmemişim gibi gitti. Oysa kaç kere yanmıştı tenim onun gözyaşlarıyla. Bunu unutmuş muydu? Tamam, o da bana iyi geldi hep. Ama şimdi de en ağır darbeyi ondan almıştım.
Şimdi dizlerimin üzerindeyim. Vücudumda boşluklar var. En büyüğü sol tarafımda. Tekrar kanıyor yaralarım. Canım hiç olmadığı kadar acıyor.
Ve beni iyileştirecek de kimse yok şimdi.
06.04.2012 (12:43)